*** Turizm seferberliği gerekiyor!

GÜNAY: "TURİZM SEFERBERLİĞİNE İHTİYACIMIZ VAR”

Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, Türkiye’de turizmin yanı sıra yaşam kalitesinin artırılması için de topyekun bir ”mekan iyileştirme seferberliğine” ihtiyaç olduğunu söyledi.

Bakan Günay, Almanya’nın başkenti Berlin’de Anadolu Ajansı’ndan Hakkı Akduman’a verdiği özel demeçte, ”Turizm ile ilgili olan herkes kabul ediyor ki, Türkiye’nin konaklama tesisleri, özellikle bu son dönemlerde Akdeniz bölgesinde yapılmış olanlar dünya standartlarında, bu standartların neredeyse üzerinde. Ancak bizim bu tesisler ile, yer aldıkları çevre arasında bir uyumsuzluk var. Bizim bu konuda topyekun bir seferberliğe ihtiyacımız var. Özel ve yerel idarelerimizin, sivil toplum örgütlerinin, muhtarların, belediyelerin, okulların, camilerin katılacağı bir mekan iyileştirme seferberliğine ihtiyacımız var” dedi. Türkiye’de çok sayıda işsiz insanın bulunduğuna da dikkati çeken Günay, ”Bu işsiz nüfusu istihdama katmanın önemli ve oldukça kolay yollarından birisi turizm. Bir fabrika kurmak çok daha farklı altyapı ve maddi imkanlar gerektiriyor, ancak turizm halkı gerektiriyor. Bu nedenle bu toplumsal dönüşüme kendimizi hazırlamamız lazım. Turizmin Türkiye’nin gelecekte çok önemli bir sektörü haline gelmesini istiyorsak, ülkenin geleceğini değiştirecek bir sektör olmasını istiyorsak, ülkenin turizmden ekmek yiyen ilk 10 ülke arasına, ilk 5 ülke arasına girmesini istiyorsak sadece 1. sınıf konaklama tesisleri yapmamız yetmez. Yaşam kalitemizi de bir kaç yıldız yukarıya çıkartma konusunda, oturduğumuz mekanı, gezdiğimiz yerleri ki, bu turiste bir bardak çay ikram ettiğimiz yerlerden alış veriş merkezine kadar olabilir, tüm bunların standartlarını yükseltme konusunda bir ulusal gayrete ihtiyacımız var. Ben burada biraz tutuk olduğumuzu düşünüyorum” diye konuştu. Göreve geldiği tarihlerde bu konudaki görüşlerinin önemini anlatmaya çalıştığını ifade eden Bakan Günay, konuşmasını şöyle sürdürdü: ”Göreve geldiğim tarihlerde Türkiye’ye gelen yabancıların, burada yapılan kampanyalardan etkilenme noktasında, Türkiye’ye geldiklerinde çok temiz olduğunu ve insanların medeni olduklarını görmeleri halinde bunun çok önemli yeni bir yansıma yapacağını ve çok önemli bir geri dönüşüm sağlayacağını anlatmaya gayret ettim, ancak derdimi çokca anlatabildiğimi zannetmiyorum. Birileri ‘Türkiye temiz’ dedi, bence değil. Birileri ‘Türkiye temiz değil ki, nasıl böyle bir kampanya yapıyorsunuz’ dedi. Benim anlattığım tümüyle bunlardan farklı bir şeydi. Bütünüyle toplum yaşamımızın kalitesini yukarıya çıkartmak. Tabi bu sadece bizim bakanlığımızın işi değil bu. Eğitim Bakanlığı’nın da işi, okulların işi, camilerin işi, herkesin işi. Böyle bir toplam kaliteyi artırmaya ihtiyacımız olduğunun altını çizmek istiyorum. Yaşam tarzı dedikleri böyle bir şey. Yeni tesislerden hemen sonra arka sokaklara gidildiği zaman, çevredeki tesislerde yabancıya sunmaya çalıştığımız yaşamın çok dışında ve kesinlikle hijyenik olmayan ortamlarla karşılaşılması durumunda, Türkiye’nin, sadece kapalı yapılara turistlerin geldiği bir ülke olma esaretinden kurtulmalıyız. Bundan kurtulmak istiyorsak, o tesislerin dışına çıkıldığı zaman görülen mekanların da biraz daha yaşam kalitesi açısından, temizlik açısından, insan ilişkisi açısından yukarıya doğru çıkartılması gerekiyor. Bunu önemsiyorum ve altını çizmek istiyorum.” Türkiye’ye yönelik rezervasyonlarda geçen yıla göre ocak ayında dünya ortalamasının üzerinde artış olduğuna da dikkati çeken Günay, 2007 yılında Türkiye’yi ziyaret eden Alman turist sayısında da 2005 yılı rakamlarını aştıklarını, İsviçre’den gelen turistlerin sayısında daha az olmakla birlikte bir artış kaydettiklerini söyledi. Bazı pazarların farklı hızla geliştiğini kaydeden Günay, ”Örneğin Rusya pazarıyla mukayese ettiğiniz zaman Avrupa pazarı biraz daha geriden geliyor, ancak bunun, Türkiye’yle olduğu gibi özel nedenlerinin yanı sıra genel nedenleri de var. Çünkü Almanya ve diğer Avrupa ülkeleriyle uzun yıllardan bu yana turizm ilişkisi var. Halbuki Rusya, Hindistan ve Çin daha bu pazara yeni yeni giriyor. Bu nedenle pazarın biraz daha geriden geliyor olması çok normal” şeklinde konuştu. Bakanlık olarak 2008 yılı için geçen yılın ekim ayından itibaren kampanya başlattıklarını belirten Günay, ”Bunu Almanya’da örneğin 1 Ocak’ta başlattık. En erken başladığımız yerdir Almanya. Şu içinde bulunduğumuz tarihlerde dünya çapında 80 ülkede de tanıtım kampanyamız sürüyor. Türkiye’de geçen yıl yüzde 17 ya da 18 civarında turizm geliri artışı olmuştu. Yaklaşık aynı miktarda bir harcamayı biz turizm tanıtımı için yaptık” dedi. 

"DAR BİR BÜTÇEYLE FAALİYET GÖSTERMEYE ÇALIŞIYORUZ”

Bakan Günay, turizm alanında geçen yıl 120 milyon dolar olan yatırımları bu yıl 140 milyona çıkarttıklarını ifade ederek, ”2008 yılı içinde dar bir bütçeyle faaliyet göstermeye çalışıyoruz. Bunun içinde Frankfurt Kitap Fuarı var, bunun içinde Rusya’da ”Türk Yılı” var, başka etkinlikler var. Bizim bütçemiz şu an bizi gerçekten zorlayan bir bütçe, hareket kabiliyetimiz oldukça kısıtlı, buna rağmen içindeki en önemli pay tanıtma payı olmuştur” diye konuştu. Türkiye’de bu yıl inanç turizmine ağırlık vereceklerini kaydeden Bakan Günay, ”Meryem Ana ve San Nikolaus vardı, şimdi San Paul da buna katılıyor. Vatikan bu yılı ‘San Paul Yılı’ ilan etti. San Paul 2 bin yıl önce yaşamış, Tarsus bölgesinde yaşamış ve Anadolu’yu gezmiş önemli bir aziz. San Paul yılı nedeniyle biz bu yıl turizm mevsimini Mersin’de açıyoruz. 15 Nisan’da Mersin’de açılış yapacağız, hemen arkasından bir Tarsus gezisi yapacağız. Hem Türkiye’de, hem de dünyada San Paul’ü önemsediğimizi ortaya çıkartmaya çalışacağız. Etkinliğin son haftasında da Türkiye’deki yabancı misyon şeflerini Tarsus’a davet edeceğiz. Oradaki çalışmalarımızı ve imkanlarımızı göstermeye çalışacağız. İnanç turizminin gelecek yıllarda önemli bir hale geleceğini düşünüyorum” dedi. Bakan Günay, Çeşme’de bir Alman üniversitesi kurulması konusundaki düşünceler ile ilgili bir soru üzerine de şöyle konuştu: ”Ege bölgesini geliştirme çaba ve niyetlerimizde Çeşme özellik taşıyor. Önemli bakir alanları var ve İzmir hak ettiği yatak kapasitesinin şu anda taşıyabileceğinin çok altında bir yerde. Çeşme yöresinde turizm kenti planlarımız var. Turizm için verimli geniş araziler var. Bir bilim çevresi Türkiye’de bir üniversite kurulması konusunda girişimde bulundu ve Çeşme bölgesinde böyle bir talepleri var. Bu konuda bizim niyetimizin ötesinde bu konuya Maliye bakanlığımızın da olumlu bakması gerekiyor. Biz olumlu görüşümüzü bildirdik. Böyle bir üniversitenin hem bölgede eğitime, hem Almanya’da çeşitli alanlarda entegrasyona, bilimsel araştırmalar ve gelişmeler konusundaki çalışmalara, sanıyorum turizme doğrudan olumlu etkisi olacak. Böyle bir talep var, biz de bu talebe olumlu yaklaşıyoruz. Türkiye de teknik bir üniversite kazanmış olacak.” Akdeniz bölgesindeki diğer yerlerin geliştirilmesiyle ilgili olarak da Günay, ”Antalya’yla Mersin hem iklim özellikleri açısından, hem ören yeri zenginlikleri açısından çok birbirine yakın bir coğrafya. Ancak Antalya’yla kıyaslandığında Mersin turizm açısından inanılmaz derecede geride. Konaklama yerlerinin sayısını artırmak, ören yerlerini artırmak için bölgeye topyekun yeni bir bakış açısı içindeyiz. Tüm Mersin’deki yatak kapasitesi Alanya’daki yatak kapasitesinin dörtte birinin altında. Bu açıdan baktığınız zaman inanılmaz bir haksız geri kalmışlık olduğu ortada. Memnuniyet ile şunu müşahede ettim. Mersin’e geçen aylar içinde gittim. Mersin tümüyle, yerel yönetimiyle, merkezi yönetimiyle, sivil toplum örgütleriyle, sanayi sektörüyle turizmin önemini kavramış durumda, çünkü Mersin çok göç alan bir ilimiz bizim. Göç aldığı için de yoğun işsizlik var. Turizm istihdamı da teşvik eden bir sektör olduğu için tüm Mersinliler turizmi geliştirme konusunda bir gayreti paylaşıyorlar. Bu da bizi umutlandırıyor” dedi.

”DEPOLARIMIZ, SUNULAN ESERLERDEN DAHA FAZLASINI BARINDIRIYOR”

Bakan Günay, Antakya Müzesi’nde çoğu eserin sergilenmesiyle ilgili bir sorun yaşandığına işaret edilmesi üzerine de, ”Sadece Antakya’da değil, Türkiye’de tüm müzelerimizde benzer bir sorun var. Müzelerimizdeki depolarımız, müzelerde sunulan eserlerden çok daha fazlasını barındırıyor. Çok da uygun koşullarda olduğu söylenemez. Ne yazık ki, bu alanda geçmişten kalan bir çok ihmaller var. Son yıllarda müzelerimizde genel bir denetime gidiliyor. Öyle sanıyorum, bu ilkbahar itibarıyla tüm müzelerdeki denetimler bitmiş olacak. Aynı zamanda mekan iyileştirmemiz de gerekiyor. Bu kısıtlı bütçe imkanlarımızla, bazen yerel yönetimlerin çabalarıyla yeni imkanlar geliştirmeye çalışıyoruz. Aynı şey Topkapı Müzesi için de geçerli, sergileyemediğimiz çok sayıda eser var. Oradaki tarihi yapılanmayla ilgisi olmayan yapıları çıkartmaya çalışıyoruz. Bu yapılaşmalardan tarihi özellikleri taşıyanları, depo olarak ya da sergi mekanı olarak yeniden değerlendirmeye sokmaya çalışıyoruz. Şimdi tüm bunları başka yerlere taşıyarak sergili mekan haline getirmeye çalışıyoruz. Antakya Müzesi’ndeki sorunun çok büyüğü Topkapı Müzesi’nde ve hatta Arkeoloji Müzesi’nde de var. Hepsi ilgi alanımız içinde, ancak imkanlarımız ne kadar yetecek ben de merak ediyorum doğrusu” şeklinde cevap verdi.

ULUSLARARASI TURİZM BORSASI FUARI

Almanya’nın başkenti Berlin’deki Uluslararası Turizm Borsası Fuarı’nın (ITB) önemine de değinen Bakan Günay, ”ITB dünyanın en önemli turizm fuarlarından biri, dün de söylediğim gibi neredeyse kuruluşundan bu yana bu fuara katılıyoruz. Gittikçe de artan bir kapsamda. 2500 metrekarelik bir alanda Türkiye’den 70’e yakın firma, turizm alanındaki her türlü kuruluş burada başarılı bir şekilde sergileniyor. Ben gördüğüm çerçeveden, içerikten doğrusu memnunum. Bu konuda emeği geçen arkadaşlarımıza teşekkür etmek istiyorum” dedi. Berlin’de bugün de büyük Alman tur operatörlerinin temsilcileriyle ve genel müdürleriyle görüştüğünü anlatan Günay, ”Almanya bizim için turizm açısından en önemli bir partner ülke. 4 milyonun üzerinde ülkemize gelmiş turist var 2005 yılı itibarıyla. Türkiye’ye gelen turist sayısında Almanya birinci sırada gelmesine rağmen bazı sorunlarımız var. Ne de olsa belirli bir süre sonra bir doygunluk geliyor piyasalara. Türkiye turizm açısından çeşitliliği fazla bir ülke olmasına karşın birinci sırada hala kitle turizmi, yaz, güneş, deniz turizmi yer alıyor ve Almanlar da daha çok bunun için Antalya ve Alanya yöresine geliyorlar. Tur operatörleriyle esas olarak bu konular üzerinde durdum. Turizmi çeşitlendirmek, Türkiye’nin fazla çeşit imkanlarını ortaya çıkartmak ve bunu aynı zamanda buradaki geniş turist kitlesine pazarlamaya çalışmak konusunda görüştük” diye konuştu. Almanya’nın turizm harcamalarında da dünyada birinci gelen ülkelerden birisi olduğuna işaret eden Bakan Günay, ”Türkiye’ye çok fazla Alman geliyor, ancak dünyada da çok fazla Alman dolaşıyor ve turizm harcamaları açısından da Almanlar en önde gelenler arasında. Bu nedenle Türkiye’de yeni alanları, termal ile ilgili, kış sporlarıyla ilgili, kültür turizmiyle ilgili, golf turizmiyle ilgili, başka alanları tanıtarak, turizm alanında bir canlanma sağlamak ya da bugün var olan hızı sürekli tutabilmek imkanımız olacak. Bunlar tabii ki bir niyet görüşmesi. Daha sonra uzman arkadaşlarımız bu konulardaki teknik görüşmeleri sürdürecekler” dedi. Bakan Günay, görüştüğü tur operatörlerine Türkiye’deki yatırım imkanlarından da söz ettiğini kaydederek, ”Yatırım imkanlarından da söz etmeye çalıştım Alman turizmcilere, çünkü Türkiye’de termal alanda yeni yatırım planlarımız var. Kış turizmi alanında yeni planlamalarımız var. Akdeniz bölgesinde Antalya gibi, doğal ve arkeolojik zenginliklere sahip olan diğer bölgelerimizi de turizme açma gayretlerimiz var. Ege bölgesi iç turizmde çok yaygın olarak gidilen bir bölge olmasına rağmen, Akdeniz bölgesine göre geçmiş yıllarda gerilerde kaldı. Şimdi bu bölgeye ağırlık verme gibi gayret ve niyetlerimiz var. Bunlardan söz ettim, yatırım yapmak isteyen olduğu takdirde kendilerine yardımcı olacağımız konusundan da bahsettim. Umut verici gelişmeler oldu. Hem turizm fuarında gördüklerimde, hem de bugünkü görüşmelerimde” şeklinde konuştu. Hakkı Akduman – Anadolu Ajansı

*** Prof. Nermin Abadan-Unat Berlin’de

„KADIN ERKEK EŞİTLİĞİNİ GERÇEKLEŞTİREMEDİK“

mukaddeshanim.jpgBerlin Türk-Alman Kadınlar Birliği “BETAK”ın 8 Mart Dünya Kadınlar Günü nedeniyle Berlin’e davet ettiği Prof. Dr. Nermin Abadan-Unat’ın Türkevi’nde verdiği konferans büyük ilgi gördü. Prof. Abadan-Unat’ın „Türk Kadınının Değişim Süreci“ konulu konferansında Türkiye’nin Berlin Büyükelçisi Mehmet Ali İrtemçelik de hazır bulundu. BETAK Başkanı Mukaddes Lukey, konferansın açılışında yaptığı konuşmada kadınların erkeklerle eşit haklara sahip olma yolunda verdiği mücadelenin 8 Mart 1857 yılında New-York‘daki bir tekstil fabrikasında grev yapılırken çıkan bir yangınla başladığına işaret ederek „İlk kez 1910 yılında Uluslararası Sosyalist Demokrat kadınlar toplantısında, Alman Sosyal Demokrat Partisi önderlerinden Clara Zetkin’in önerisi ile bu yangında yaşamını yitiren işçi kadınlar anısına „Dünya Emekçi Kadınlar Günü“ kutlamalarının yapılmasına karar verilmiştir ancak bu kutlamanın 8 Mart’ta yapılması 1921 yılında kabul edilmiştir.“ dedi. Luckey, kadınlara uygulanan şiddetin dünyada en yaygın ancak en az cezalandırılan suç olduğunu yılda 4 milyona yakın kadının ise fuhuşa zorlandığını sözlerine ekledi.

"KİTLESEL EĞİTİMİ BAŞARAMADIK!"

abadanunatuzun.jpg

BETAK Fahri Başkanı, Berlin Başkonsolosu’nun eşi Sevinç Alpman’ın yaptığı kısa konuşmadan sonra söz alan Prof. Abadan- Unat, büyük şehirlerde yaşayan kentsel ailelerin övünülecek sayıda üniversite mezunu kızlar yetiştirdiklerine dikkat çekti. Prof. Abadan Unat şöyle konuştu: „71 üniversitemizde 483’ bin öğretim üyesi var. Bunun 35 bini kadın. Çok güzel bir oran, fakat öbür tarafa baktığımız zaman kitlesel eğitimi gerçekleştiremedik. Halen bir milyon kız çocuğumuz ilk öğrenimden sonra gelen mesleki formasyon oranı çok mütevazi kalıyor ve çalışma hayatına katılan kadınlarımızın sayısı gittikçe azalıyor. Çalışanların yüzde 56 oranında bulunduğu ülkemizde çalışan kadınların oranı yüzde 34’den, yüzde 22’lere düştü. Son 7 yılda büyük sayıda düşüş var. Türkiye, bundan 30 sene evvel bir ziraat ülkesi sayılırken, şimdi artık sanayileşen bir ülke haline gelmektedir. Bir de küresellleşmenin getirmiş olduğu sakıncaları da göz önünde bulundurmak gerekiyor. Ekonomik alanda oldukca başarılı sayılıyoruz. Fakat sosyal yaşam bakımından kadın-erkek eşitliğini gerçekleştiremedik. İnsan haklarına riayet, kadına yönelik şiddette, sosyal hukuk ve diğer konuları göz önünde bulundurduğumuz zaman Birleşmiş Milletlerin178 üye devleti içinde 111. sırada olmamız, eğitimin bizim için ne büyük bir önem taşıdığını gösteriyor.“ Orhan Önaldı – ha-ber.com – berlin

nalanutkuclu.jpg 

Türkevi’nde düzenlenen 8 Mart dünya kadınlar gününde Türk kadınının değişim süreci konferansında Doçent Doktor Nalan Utku’ya sayısız başarılarından dolayı günün mahiyetini belirten 8 Mart dünya kadınlar günü anısına BETAK onur başkanı Sevinç Alpman tarafından ödül verildi.

Prof. Dr. Nermin Abadan-Unat kimdir?

unatportre.jpgProf. Dr Nermin Abadan-Unat, 1921 de Viyanada doğdu. İzmir Kız Lisesi’ni, 1940 İÜ Hukuk Dakültesini bitiren Abadan-Unat ABD’de Lisans üstü öğrenim gördü. Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde asistan olarak görev aldı. 1966’da profesör oldu.Berlin, Münih, New York City, Denver, Georgetown ve California’da Los Angeles Üniversitelerindekonuk profesör olarak bulundu.Uluslararası Siyası İlimler Derneği’nin IPSA başkan yardımcılığı, Türk Sosyal Bilimler Derneği’nin Başkanlığı,TBMM Kontenjan Senatörü olarak girdi.Göçmen işçiler konusunda bilimsel çalışmaları nedeniyle Federal Almanya Devlet Başkanı’ndan Liyakat nişanı alan Abadan-Unat’ın Almanca, İngilizce Fransızca kitap ve makaleleri bulunuyor.
abadanunatz.jpg

*** Kadın gazeteciler bildiri yayınladı

DÜNYA KADINLAR GÜNÜ KUTLU OLSUN!  

Kadının yaptığı gazetecilik “memurluk“, erkeğin ise  „habercilik“!
 gazeteciza.jpg

Kadın gazeteciler erkek meslektaşlarına göre daha ağır bedel ödeseler de dünyada her geçen gün daha çok kadın gazeteciliği meslek olarak seçiyor. Bununla birlikte Uluslararası Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü RSF’e göre topluma daha açık görevlere atılmaları, rahatsız eden araştırmalar yürütmeleri öldürülen, tutuklanan, tehdit veya taciz edilen kadın gazetecilerin sayısını da arttırıyor. RSF kadın gazetecilere yönelik şiddet olaylarında artış yaşandığını bildiriyor. RSF’nin ürkütücü raporuna göre 2006 yılında öldürülen 102 gazetecinin 9’u kadın (yüzde 11). 2005 yılında ise bu oranın hiç olmadığı kadar yüksek ve yüzde 13 olduğunu anımsatan örgüt, 2004 yılında bu oranın 7,5, 2003’te de yüzde 2,5 olduğunu belirtiyor. 

Projektörleri Avrupa’ya ve özellikle de Türk kadın gazetecilere çeviriyoruz.

Avrupa’da kadın gazeteciler ifade özgürlüğünü yerine getirirken daha şanslı görünüyorlar. Onların özellikle de Türk kadın gazetecilerin mücadele ettikleri zorluk ise biraz daha farklı. Kestirilemez, daha elle tutulamaz ancak sonderece bağlayıcı: Önyargılar ve medyadaki erkek egemenliği. Avrupa’daki Türk kadın gazetecileri ne yazık ki birçok cephede olduğu gibi önyargılarla mücadele etmeye bu yıl da devam ediyorlar. En can acıtanı ise sıklıkla karşılaşılmasa da kendi insanımızın Türk kadın gazetecilere yönelik önyargıları. “Gazeteciyim“ diyen bazı meslektaşlarımıza “pek de erdemli olmadıkları“ bundan 20 yıl önce kendi has be has vatandaşlarımız tarafından zaman zaman hissettirilse de son dönemde kanıksanmaya başlandı. Bununla birlikte kadının yaptığı gazetecilik “memurluk“, “sekreterlik“ bazında algılanırken, erkek meslektaşlarının yaptığı habercilik halen daha saygın ve araştırmaya dayalı olarak kabul görüyor“ ifadelerine geçen yıl ki bildirimizde yer vermiştik. Yine yer veriyoruz.

Medyada kadın çalışıyor ama erkekler rotayı belirliyor

Kafalardaki ayrımcı anlayış son derece yaygın bir şekilde Avrupa’daki Türk medyasında kendini gösteriyor. Kadın gazeteciler işleriyle ön plana çıkmaktan çok dış görünümleriyle algılanıyorlar. Yaptıkları iş „ek iş“ olarak değerlendiriliyor. Geçen yıl yayınladığımız bildiriden farklı şeyleri bu yıl sunmayı arzulardık ancak kimsenin de şaşırmayacağı gibi dünden bugüne halen hiçbirşey değişmedi. Ancak bu yıl şunu da eklersek Alman kadın meslektaşlarımız bizi destekleyecektir. Evet Alman basınında da kadın ezilen taraf.

Bu işi evlenene kadar yaparlar, sonra da giderler

Üstelik “Nasıl olsa bu işi evlenene kadar yaparlar, sonra da giderler” mantığının sadece Türk değil, Alman medyasında da hakim olduğunu bu yıl ekleyerek söyleyebiliyoruz. Bu mantığı kurmakta çok da haksız değiller. Aile ve iş hayatını dengelemek, Avrupa’da da çok kolay değil. Basın yayın kuruluşlarının, kadın çalışanları için özel kreşler kurmadıklarını gözlemliyoruz.

Kadın-erkek serbest gazeteciler karın tokluğuna çalışıyorlar

Türk veya Alman, kadın gazeteciler diğer alanlarda da olduğu gibi daha düşük ücret alan, önyargılarla savaşan, kariyerle aile hayatını dengelemeye çalışan, bir koltuğa birkaç karpuz sığdırmak zorunda kalan taraf olmaya 2008 yılında da maruz kalıyorlar. Bununla birlikte özellikle Türk basın yayın dünyasında kadın-erkek ayrımı yapılmaksızın gazetecilerin Avrupalı meslektaşları gibi emeklerinin karşılığını aldıklarını söyleyemiyoruz. Avrupa’daki Türk gazeteciler, daha da spesifize edersek serbest gazeteciler neredeyse karın tokluğuna yakın düşük ücretlerle görev yapıyorlar.

Her türlü ayrımcılığa hayır

Dünya Kadınlar Günü 8 Mart’ta, 2008 yılında da eşit işe eşit ücret talep ediyoruz. Irkçılığın tırmandığı Almanya’da bu yıl da yabancı düşmanlığına, ayrımcılığa „hayır“ diyoruz. Önyargılara karşı çıkıyoruz. Sosyal hayatta daha güçlü bir şekilde varız ve çoğalarak da var olmaya „devam“ diyoruz. Kadın gazeteciler olarak ve onlarla elele veren erkek meslektaşlarımızla Uluslararası Kadınlar Günü 8 Mart nedeniyle Avrupa’da düzenlenen etkinliklere bu yıl da destek veriyoruz. ATGB çatısı altında örgütlenen Türk kadın gazeteciler olarak Uluslararası Kadınlar Günü 8 Mart’ta dünya kadınlarını kutluyor, bu yıl da yaşamın her alanında eşitlik, barış, kardeşlik ve insanca yaşam için elele vermeye çağırıyoruz.

Serpil Aygün(Sabah ve Binfikir gazeteleri, Brüksel) Özlem Bilgin (Londra Türk Radyosu) Bedriye Demirbaş (Milliyet ve Merhaba Gazeteleri, Ulm) Aslı Demrican (Merhaba Gazetesi, Stuttgart) Sevim Ercan (IHA, Berlin) Seyhan Gökkaya ((Avukat, Frankfurt) Eylem Kehribar (Frankfurt) Esra Maurer (Milliyet Gazetesi, Frankfurt) Banu Öner (Yeni Posta Gazetesi, Ulm) Oya Sakarya(Serbest gazeteci, Korntal-Münchingen/Stuttgart), Işın Sigel (Milliyet ve Gazette Aktuell gazeteleri, Stuttgart)

*** Kız – erkek ayrımı yapmayalım !

KIZ – ERKEK AYRIMI YAPMAYALIM

Berlin Başkonsolosu Ahmet Nazif Alpman’ın eşi Sevinç Alpman, Almanya’da yetişen Türk çocuklarının eğitimlerine önem verilmesi çağrısında bulundu. Anadolu Alevileri Kültür Merkezi’nde (AAKM) düzenlenen ”Göçmen kadınların sorunları” konulu toplantıya katılan Alpman,: „Çocuklarımızın eğitimine çok önem verelim ve onlara kız-erkek ayrımı yapmadan eşit davranalım. Atatürk’ün biz kadınlar için yapmış olduğu devrimlere sahip çıkalım. Daha İsveç, Almanya, İtalya gibi ülkelerde seçme ve seçilme hakkı verilmemişken biz bunlara Atatürk sayesinde kavuştuk.” diye konuştu. Dede Ali Seyit Çiçek de ”Biz, kadınları kendimizden ayrı görmüyoruz, biz eşitiz.” şeklinde konuşurken, AAKM Başkanı Metin Mat, kadınlara örgütlenmeleri ve haklarına sahip çıkmaları çağrısında bulundu. Toplantıyı organize eden SPD üyesi Dr. Susam Dündar-Işık da, kadınların yıllarca erkeklerle eşit haklara sahip olabilmek ve insanca yaşayabilmek için mücadele ettiklerine dikkat çekerek „İstediğimiz noktaya hala ulaşamadık.“ şeklinde konuştu.
Orhan Önaldı-ha-ber.com / Anadolu Ajansı

*** Lider de “Sultanlar”ı yenemedi

alderiki.jpgLİGİN SULTANLARI’NA RAKİP DAYANMIYOR 

Verbandsliga Bayanlar Ligindeki tek temsilcimiz Al-Dersimspor Bayanları, lig lideri BW Hohen Neuendorf’a dünyayı zehir etti. Ligin Sultanları karşısında zorlanan lider Neuendorf bir türlü aradığı galibiyet golünü bulamayınca 2-2 beraberlikle yetinmek zorunda kaldı. Ligde bir maç ve bir puan eksiği ile liderin hemen arkasında bulunan Al-Dersimspor Bayanları, ayakta durulamayacak kadar rüzgarlı ve yağmurlu bir havada oynadıkları karşılaşmada, şiddetli rüzgarın da azizliğiyle, galibiyeti kıl payı kaçırdılar. Maça her iki takım da temkinli başladı. Kasırga şeklindeki rüzgar, top kontrolüne imkan vermezken top orta sahada sıkışıp kaldı. İlk yarının böyle biteceği tahmin edilirken 40. dakikada rüzgardan yön değiştirerek rakibin önünde kalan top yine rüzgarın da etkisi ile ağlara takıldı: 0-1. İlk yarıyı yenik kapatan Al-Dersimspor Bayanları, 47. dakikada beraberliği yakaladılar. Mehtap`ın mükemmel pasını yakalayan El-Agha topu ağlara gönderdi: 1-1. Golden sonra rakibin baskısı vardı ve 55. dakikada kontratak ile ikinci gollerini buldular: 1-2. Al-Dersimspor Bayanları bu gole 59. dakikada yine cevap verdi.
alderb.jpg

El-Agha`nın düşürülüşü ile kazanılan frikik atışını kullanan Mehtap`ın vuruşu kaleciden dönünce Andrea topu ağlara plaseledi: 2-2. Oyunun geri kalan bölümünde her iki takım rüzgarla boğuşunca başka gol olmadı ve takımlar sahadan birer puanla ayrıldılar.

AL-DERSİM BAYANLARI: Paros, Hannah, Conny, Frieda, Safiye, Luisa (Banu), El-Agha, Mehtap, Miri (Charmin), Zeynep, Andrea , Temren Elmasoğlu – ha-ber.com – berlin
alderz.jpg
 

*** Türk Pazarı’na develi amblem…

Türkenmarkt, BiOriental oldu

Kırk yıllık Türk Pazarı’nın adı da imajı da değişti

devezintro.jpgTurizm Bakanlığı, Uluslararası Berlin Turizm Fuarı çerçevesinde "Türkiye’nin Renkleri" adlı dev gösteriyle ülkenin modern yüzünü sergilerken, Berlinli Türkler’in en yoğun olarak yaşadığı „Küçük İstanbul“ Kreuzberg’e komşu Neukölln ilçesine bağlı ünlü Türk Pazarı’nın başlangıç ve bitiş köşelerine konulan yeni amblemler ilçe sakinleri tarafından farklı yorumlara neden oldu. Kotbusser Damm ile Maybach Ufer’in kesiştiği köşede Salı ve Cuma günleri açılan ve Alman satıcıların bile „üç kilo domates beş Euro“ diye çığırtkanlık yaparak mallarını sattığı kırk yıllık Türk Pazarı’na sembol olarak deve seçildi. Halk ağzında „Türkenmarkt“ Türk Pazarı olarak bilinen alış veriş yerinin adı da bir kaç yıldan beri tezgah açan iki üç alternatif meyve sebze satıcısı ve pazara diğer ilçeler ve şehirlerden zaman zaman gelenler göz önünde bulundurularak Bio ve Oriental sözcüklerinin bileşiminden oluşan „Bioriental“ ön adı verildi. Adı ve imajı değişen tarihi nerdeyse tarihi Türk Pazarı’nın yeni sloganı da „Masal gibi alışveriş edin!“ olurken yüzde doksanı Türk kökenlilerden oluşan esnaf, konu ile ilgili olarak görüşlerinin alınmadığını dile getirdi. (c) Hayati Boyacıoğlu – ha-ber.com – berlin
devez.jpg
 

*** Türkiye, ITB’nin konuk ülkesi olacak

TÜRKİYE, 2010 YILINDA İTB’NİN KONUK ÜLKESİ

bakandisintro.jpg Türkiye, Almanya’nın başkenti Berlin’de düzenlenen Uluslararası Turizm Borsası Fuarında (ITB) 2010 yılı için "konuk ülke" ilan edildi. "Konuk ülke" protokolü, bugün fuar alanındaki ICC adlı kongre merkezinde Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay ile Fuar İşletmesi Genel Müdürü Christian Göke tarafından imzalandı. Günay, düzenlenen basın toplantısında, Türkiye’nin, 2007 yılında dünya ortalamasının 3 katı artışla 23 milyon 350 bin turisti konuk ettiğini, bunların 4 milyondan fazlasının da Alman turist olduğunu söyledi. Bakan Günay, konuşmasından sonra gazetecilerin sorularını yanıtlarken, yeni yollar ve tatil köyleri yaparak Ege’yi Akdeniz kadar tanınır bir bölge haline getireceklerini belirterek, Mersin ve Alanya çevresinde havaalanı yapılması planları bulunduğunu, bu bölgelere doğrudan ulaşım imkanlarını artırmaya çalışacaklarını ifade etti. Türkiye’nin son 5 yılda en önemli 10 turizm ülkesi arasına girdiğine dikkati çeken Günay, ”Gelecek 5 yılda da ilk 5’e girmeyi hedefliyoruz" dedi.

"TÜRKİYE ÇATIŞMA DEĞİL BARIŞ KÖPRÜSÜ OLUR!"

bakanuzun.jpg

 "Kültürler arası çatışmanın Türkiye’yi olumsuz etkileyip etkilemeyeceği" sorusu üzerine de Günay, Türkiye’nin kültürler arası çatışmayı destekleyen değil, kültürler arasında dostluk, barış, kardeşlik ve köprüler kuran bir ülke olduğunu söyledi. Terör olaylarının Türk turizmini etkileyip etkilemeyeceği sorusuna karşılık da Günay, "terörün sadece Türkiye’nin değil, tüm dünyanın sorunu olduğunu, Türkiye’nin coğrafi açıdan büyük bir ülke olduğunu ve bu sorunun sadece bir bölgede kısmen yaşandığını" belirterek, "Yaşadığımız son olayların turizme etkisi olmadığını büyük bir memnuniyetle söyleyebilirim" diye konuştu. Basın toplantısına katılan THY Yönetim Kurulu Başkanı Candan Karlıtekin de, 2009 yılından itibaren Avrupa’nın önemli kentlerine Antalya’dan doğrudan seferler düzenleyeceklerini söyledi. M. Sefa Doğanay – Orhan Önaldı – ha-ber.com / AA
bakana.jpg
 

*** Türkiye’nin renkleri büyüledi…

BERLİN RENKLENDİ

Schiller Tiyatro’da sunulan “Türkiye’nin Renkleri” büyüledi

ozdemirintro.jpgUluslararası Berlin Turizm Fuarı “İTB” çerçevesinde Schiller Tiyatro’da sergilenen “Türkiye’nin Renkleri” adlı sanat gösterisi büyük ilgi gördü. Türkiye’nin uygar dünyaya dönük modern yüzünü yansıtan ve ülkenin tanıtımına farklı bir boyut getiren elli kişilik bir sanatçılar ordusunun sahne aldığı dev etkinliği Türkiye Cumhuriyeti Turizm ve Kültür Bakanı Ertuğrul Günay, Avrupa Parlamentosu Yeşiller milletvekili Cem Özdemir, Federal Alman Parlamentosu SPD milletvekili Lale Akgün de izledi. Yaylı Sazlar Quartet, Klasik Bale, Opera Time 1, Burçin Büke ile Piyano, Duo Turcajazz, Opera Time 2, Akor-De-On trio, Modern Dans, Fasıl Ensemble ve Dans, Semazen ile Ney, Fırat’a Ağıt, Percussion Show adları altında toplanan ve yaklaşık üç saat süren karma gösteride, Türkiye’ye özgü renkler, evrensel sanat kıstasları içinde sanatseverlerle buluştu. Türkiye’nin kendi alanlarındaki en önemli sanatçılarının sahne aldığı “Türkiye’nin Renkleri”, yaylı sazlardan oluşan Quartet’in, W.A. Mozart’ın Divertimentosu ile başladı.firataagita.jpg 

AŞIK VEYSEL’İN YENİ YORUMU HARİKAYDI

Klasik bale sanatçılarının repertuarlarının seçki örneklerinin sunulduğu gecede, besteci Ali Aykaç’ın düzenlemesiyle, Türk Halk Müziği eşliğinde “pas de deux” ve solo eserler sunuldu.
schilleruzun.jpg
Piyanist Burçin Büke eşliğinde sahe alan opera sanatçıları okudukları klasik ve popüler aryalar ile dinleyenleri adeta büyülediler. Batılı araştırmacıların da yıllardır ilgi odağı halk şiiri ve müziğinin büyük ustası Aşık Veysel’in “Uzun İnce Bir Yoldayım” adlı türküsünün farklı bir yorumla sergilendiği “Du Turcajazz” bölümünde, "Jazz" tınılarını yeniden ve farklı bir tatla yorumlayan konuk sanatçılarımız büyük beğeni topladı. “Akor De On Trio” adlı gösteri ile sahne alan klarnet, kontrobas ve piyano sanatçıları seslendirdikleri romantik müzikler ve tango parçaları ile büyük alkış aldılar.
operza.jpg

Mevlana’nın sevgi ve kardeşlik felsefesini dile getiren “Sufi” adlı parça ile semazenler ve ney nefesinde hayat buldu. Klasik bale sanatçılarının kıvrak figürleri eşliğinde sunulan “Fırat’a Ağıt” türküsü salonu dolduran yüzlerce konuğa duygula anlar yaşattı. “Percussion Show” adı altında sahne alan dört vurgulu sazlar sanatçısı, Anadolu’nun ritm zengiliğini izleyicilere bire bir yansıtmak için darbuka, davul, tef çalgıları konuşturdular. Berlin Turizm Fuarı’na kültür ve sanat çıkartması yapan “Türkiye’nin Renkleri” sanatçıları “ Dolapdere Big Gang” grubunun verdiği konserle doruk noktasına tırmandı. M. Sefa Doğanay – Orhan Önaldı – ha-ber.com
fasila.jpg
 

*** Acınızı paylaşıyoruz !

KÖHLER: ”LUDWIGSHAFEN ACISINI PAYLAŞIYORUZ!"

koehler2intro.jpgAlmanya Cumhurbaşkanı Horst Köhler, Ludwigshafen kentinde meydana gelen ve 9 Türk’ün yaşamını yitirdiği yangından dolayı kurbanların yakınlarının acılarını paylaştığı konusunda hiçbir kuşku olmaması gerektiğini söyledi. Horst Köhler, bu akşam Almanya Cumhurbaşkanlığı Konutu Bellevue Sarayı’nda Yabancı Gazeteciler Cemiyeti üyeleriyle biraraya gelerek, türlü konulara ilişkin soruları yanıtladı. Köhler, bir Türk gazetecinin, Ludwigshafen kentindeki yangınla ilgili olarak hiçbir açıklama yapmamakla eleştirilmesi konusunda ne düşündüğünü sorması üzerine, yangının bir kundaklama olayı olmadığının tahmin edildiği yönünde bugün bir açıklama yapıldığını hatırlatarak, ”Öncelikle ben, yangın sırasında Ruanda’daydım ve orada iletişim sorunu oldu. Ludwigshafen kentindeki yangında yaşamlarını yitirenlerin yakınlarının acılarını paylaştığımız konusunda hiçbir kuşku olamaz. Türk cemaatinden bu konuda kimi eleştiriler geldi. Bu tür açıklamalarda daha dikkatli olunmalı” diye konuştu. Bu biçimde kimi konuların siyasallaştırılmaması gerektiğini de ifade eden Köhler, bu bağlamda uyum konusuna da değinerek, Almanya’nın uyum konusunda bugüne dek ihmalleri olduğunu ve bu eksikliğin giderilmesi ve bu yolda ilerleme sağlanılması gerektiğini bildirdi. Almanya’da Türkler’in kendilerini rahat hissetmelerini istediğini ifade eden Köhler, ancak ülkede yaşayan insanların kurallara ve yasalara da uymaları gerektiğini kaydetti. Bir Sırp gazetecinin, Kosova’nın bağımsızlığının tanınması konusunda Almanya’nın aceleci davranıp davranmadığı biçimindeki bir sorusuna karşılık Köhler, Almanya’nın, bu konuda karar almadan önce uzun süren görüşmeler yaptığını ve ortak bir karar alınması konusunda yoğun çaba harcadığını belirterek, bu görüşmelerden bir sonuç alınamayınca, Alman hükümetinin, bölgede şiddetin artmasından da endişe duyulduğu için bu yönde bir karar aldığını anlattı. Köhler, ”Ben bu konuda farklı bir karar alınmasını beklerdim, ancak artık kararı geri alamayız” dedi.

GELECEĞE UMUTLA BAKABİLİRİZ

Başbakan Angela Merkel’in hafta sonunda Rusya’ya yapacağı ziyarete de işaret edilmesi üzerine Köhler, Merkel’in, Rusya’nın yeni devlet başkanı Dimitri Medvedev ile yapacağı görüşmede de Kosova konusunu ele alacağına emin olduğunu belirterek, soğuk savaş döneminin sona ermesinden sonra Rusya’nın ne denli büyük, güçlü, zengin ve gururlu bir ülke olduğunun unutulduğunu, bu ülkeyle ilişkilerin iyi düzeyde tutulması durumunda Balkanlar’da olası krizlerin ortaya çıkmasının önlenmesi konusunda önemli bir ortağın kazanılmış olacağını dile getirdi. Almanya’nın Afganistan’da daha fazla çaba harcanmasının istendiği biçiminde görüş belirtilmesi üzerine de Köhler, Almanya’nın Afganistan’daki çabalarının küçümsenmesine karşı olduğunu belirterek, bu ülkeye en fazla asker gönderen 3. ülke olduklarını hatırlattı. Afganistan’daki Alman askerlerinin sayısının artırılıp artırılmaması gerektiği konusunda ise Almanya Federal Meclisi’nin karar vereceğine işaret eden Köhler, Almanya’nın Afganistan, Afrika ya da Ortadoğu ülkelerinde daha fazla çaba harcamasının istenmesinin, aynı zamanda Almanya’ya duyulan güvenin bir işareti olduğunu vurguladı. Köhler ayrıca, küreselleşen dünyada tüm ülkelerin birbirine muhtaç olduklarını, dünyadaki en güçlü ülkenin bile dünyadaki krizlerin çözümünde tek başına başarılı olamayacağını belirterek, dünyada sefalet ve yoksulluğun azaltılması ve insan haklarına uyulması gerektiğini, bunların sağlanamaması durumunda gelecekte hiçbir ülkenin refahının kalmayacağını savundu. Almanya’nın, istikrarlı bir demokrasiye ve sağlam bir konjonktüre sahip olduğunu ifade eden Köhler, son 10 yılda yapılan reformlar sayesinde ekonomide olumlu gelişmelerin yaşandığını, ancak işsizliğin hala yüksek olduğunu, en büyük sorunlardan birinin de niteliği eleman eksikliği olduğunu kaydetti. Almanya’da yeni bir toplumsal sorunun ortaya çıktığını, orta sınıfta bir güvensizliğin oluştuğunu da belirten Köhler, tüm bu gelişmelere karşın Almanlar’ın geleceğe umutla bakabileceklerini sözlerine ekledi. Anadolu Ajansı

*** Koçan’ın eserleri Berlin’de sergileniyor

KOÇAN’IN ESERLERİ GALERİ ARTİST’DE… 

Ressam Hüsamettin Koçan’ın son dönem yapıtlarından oluşan resim sergisinin açılışını Almanya’da Uluslararası Turizm Borsası Fuarını ziyaret için Berlin’de bulunan Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay açacak. Berlin Galeri Artist’te sanatçı "Gölge Yüzler" adlı çalışmalarını sergileyecek Hüsamettin Koçan eserlerini özel mekanlarda, özellikle merkez kentlerde açmasıyla tanınıyor. Sanatçı Hüsamettin Koçan, sanatın insan hayatında çoğalmasını savunuyor, geleneksel kültür kaynakları ile çağdaş sanat arasında köprüler kuruyor. Her sergisini bu anlayışla kuran sanatçının kullandığı temalardan bazıları "Kırılgan Yüzler", "Beni Bul", "Tuz Tadı", "Tuzak"… Resimler, sanatçının camaltı resim tekniğinden yola çıkarak özel bir teknikle üretildi. Sergi, gizemli dili, özgün tekniğiyle bir görsel şölen oluşturuyor. Sergi, 6 Mart-5 Nisan 2008 tarihleri arasında Berlin Galeri Artist’te görülebilecek. Anadolu Ajansı